Tüm Makaleler
Dış Politika30 Oca 2026

Mazlumla Dostluk mu, Stratejik Körlük mü? - Maduro Meselesine Bir Bakış

Mazlumla Dostluk mu, Stratejik Körlük mü? - Maduro Meselesine Bir Bakış

Son günlerin manşetleri, okyanus ötesinden gelen bir operasyon haberiyle çalkalanıyor: Nicolas Maduro'nun ABD tarafından derdest edilmesi. Gazete sayfalarında Trump'ın Maduro'ya "Türkiye'ye git" dediği iddiaları uçuşurken, Ankara'nın o bildik "dik dur" nidalarının yerini derin bir sessizliğe bırakması, Türk dış politikasının "milli eksen" mi yoksa "şahsi dostluklar" üzerinden mi yürüdüğü sorusunu bir kez daha Türkçülerin masasına yatırıyor.

Türk'ün Dostluğu Şahsi Değil, Milli Olmalıdır

Türkçü bir dış politika anlayışında temel ölçüt, bir liderin ideolojisi veya bize ne kadar "kardeşim" dediği değil; o ilişkinin Türk milletine ve devletinin bekasına ne kattığıdır. Yıllarca "anti-emperyalist dayanışma" adı altında Maduro ile kurulan yakınlık, maalesef Türkiye'yi uluslararası arenada "yaptırım delme merkezi" veya "otoriterlerin sığınağı" gibi gösteren bir imaj erozyonuna sürüklemiştir. Bir Türkçü için devletin itibarı, uzak kıtalardaki ideolojik ortaklıklardan çok daha kutsaldır.

"Milli Çıkar" ve "Zararlı Ortaklık" Dengesi

Maduro'nun 15 Temmuz'da Türkiye'nin yanında durması kıymetlidir, ancak bu vefa borcu; Türkiye'nin stratejik çıkarlarını, ekonomisini ve uluslararası hukuktaki yerini riske atacak bir noktaya varmamalıydı. Görsellerdeki manşetler, ABD'nin doğrudan müdahalesiyle çöken bir rejimin ardından Türkiye'nin nasıl bir "açmazda" kaldığını gösteriyor. Türk milliyetçiliği, Türkiye'nin kendi coğrafyasında (Türk Dünyası, Mavi Vatan, Balkanlar) oyun kurucu olmasını savunur. Enerjimizi ve siyasi kredimizi, Türk dünyasıyla hiçbir kültürel ve tarihi bağı olmayan, halkını sefalete sürüklemiş bir rejim için harcamak; stratejik bir odak sapmasıdır.

Ankara'nın Sessizliği: Realpolitiğin Acı Yüzü

Trump'ın "Maduro Türkiye'ye sığınabilirdi ama o reddetti" minvalindeki açıklamaları ve Türkiye'nin bu süreçteki sessizliği, aslında dış politikadaki o çok övülen "aktif" tavrın ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyor. Eğer bir dostluk "ilkeli" ise, o dostun en zor anında yanında durulur. Eğer durulamıyorsa, o ilişki en başından beri "milli bir strateji" değil, "konjonktürel bir yakınlaşma"dır. Türkçü bakış açısı, Türkiye Cumhuriyeti'ni başka ülkelerin iç hesaplaşmalarında bir "liman" veya "pazarlık unsuru" olarak görmeyi reddeder.

Sonuç: Türk Ekseni Şarttır

Maduro hadisesi bizlere şunu öğretmiştir: Türk dış politikası ne Washington'ın icazetine ne de Caracas'ın ideolojik sempatisine hapsedilebilir. Bizim yönümüz; güneyimizdeki terör koridorunu parçalamak, Doğu Akdeniz'deki haklarımızı korumak ve Turan coğrafyasıyla sarsılmaz bir birlik kurmak olmalıdır.

Kendi halkını doyuramayan, meşruiyeti tartışmalı uzak kıta liderleriyle kurulan "kader birliği", gün gelir Türkiye'yi hiç ait olmadığı bir krizin orta yerinde bırakır. Türk devletinin görevi, "otoriter kulüpleri"ne üyelik değil; Türk'ün yaşadığı her coğrafyada Türk'ün hukukunu korumak ve ana vatanda tam bağımsızlığı tesis etmektir.