Tüm Makaleler
Düşünce30 Oca 2026

Türklük Sözleşmesinde Pazarlık Olmaz: 2025 Senaryoları Üzerine Bir Muhasebe

Türklük Sözleşmesinde Pazarlık Olmaz: 2025 Senaryoları Üzerine Bir Muhasebe

Önümüzdeki gazete kupürlerine ve ardı ardına sıralanan o meşhur "kronolojik süreç" tablolarına baktığımızda, sıradan bir siyasi gelişmeden fazlasını görüyoruz. Bu manşetler aslında bize bir hikaye anlatıyor; fakat bu hikaye, Türk milliyetçilerinin hafızasında pek de hoş anılar bırakmayan eski "çözüm" sahnelerini hatırlatıyor. Bugün "Terörsüz Türkiye" başlığı altında önümüze konulan bu takvim, aslında Türk devletinin genetiğiyle oynama riskini taşıyan bir mühendislik çalışmasıdır.

Masadaki Büyük Hata: Terör Elebaşı ve "Umut Hakkı"

Görsellerde sıkça gördüğümüz o "silah bırakma takvimi"nin merkezine İmralı'daki caniyi oturtmak, her şeyden önce bu topraklar için toprağa düşmüş binlerce vatan evladına karşı büyük bir vefasızlıktır. Türkçü bir duruş için devletin kudreti, terör örgütünü lağvetmek için bir "arabulucuya" ya da "umut hakkına" ihtiyaç duymaz. Adalet, caniden merhamet dilenmez; adalet, hükmünü icra eder. Bir terör elebaşının meclis çatısı altında veya herhangi bir siyasi zeminde muhatap alınması fikri bile, Türk devlet geleneğinin o sarsılmaz vakarını yaralayan bir durumdur.

Asıl Hedef: Anayasadan Türklüğü Kazımak mı?

Manşetlerdeki en can alıcı soru şu: "Türk milleti tanımı değiştirilecek mi?" Burada meselenin sadece silah bırakmak olmadığını anlıyoruz. Eğer bir "uzlaşı" karşılığında Anayasa'nın 66. maddesindeki o çelikten ifade, yani "Türklük" tanımı esnetilmeye çalışılıyorsa, orada büyük bir beka sorunu var demektir. Türklük, bu coğrafyada yaşayan herkesi bir arada tutan en üst kimliktir; bu kimliği "anayasal vatandaşlık" gibi içi boşaltılmış kavramlarla değiştirmeye kalkmak, Türkiye'nin çimentosunu söküp atmaktır. Bizim için Türklük, ne bir pazarlık malzemesidir ne de bir seçim vaadidir.

2025 Takvimi: Bir "Oldu Bitti"ye Mi Gidiliyor?

Görsellerdeki o detaylı kronolojiye (Ekim 2024'ten Temmuz 2025'e uzanan süreç) baktığımızda, toplumun adım adım bir şeye hazırlandığını görüyoruz. "Tokalaşma" ile başlayan, "Umut Hakkı" ile devam eden ve PKK'nın sözde "fesih" kararıyla taçlandırılmak istenen bu süreçte sormamız gereken soru şudur: Taviz verilmeden terör biter mi? Elbette biter; devletin gücüyle, tavizsiz bir mücadeleyle biter. Ancak görünen o ki, sahneye konulan oyun, terörün bitişi karşılığında siyasi bir dönüşüm, yani bir nevi "siyasi özerklik" veya "kimliksizleştirme" vaat etmektedir.

Sonuç Yerine: Türk Milleti'nin Sağduyusu

Görsellerdeki manşetler ne derse desin, Türk milliyetçileri için mesele nettir:

  • İmralı muhatap değildir, mahkumdur.
  • Anayasadan "Türk" adı silinemez, değiştirilemez.
  • Vatanın birliği, terör örgütünün insafına bırakılamaz.

"Terörsüz Türkiye" hepimizin hayalidir; ancak bu hayal, Türk'ün devletini ve kimliğini masaya sürerek değil, ancak Türk devletinin mutlak egemenliğini tesis ederek gerçekleşebilir. 2025 yılına dair çizilen bu yol haritası, eğer Türk kimliğinden bir nebze bile taviz içeriyorsa, o yolun sonu huzur değil, daha büyük bir huzursuzluktur.

Tarih bize öğretmiştir ki; Türk devleti ancak kendi özüne döndüğünde ve "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" düsturuyla hareket ettiğinde gerçek zafere ulaşmıştır.